18 Haziran 2017 Pazar

FİRAVUN // NEFİS // MESNEVİ // MEVLANA

Nefsin Firavun gibidir. Her şeyi yaptırmak her şeye hükmetmek ister. Firavun gibi eline fırsat geçse ırmakları bile kendi emrinde akıtmak ister.[1] O kimseden çekinmez, kimsenin makam ve mevkisine bakmaz. Karşısında ki Hz. Mûsâ ve Hz. Hârûn da olsa düşmanlığını ortaya koyar.[2]

“Firavun’un eline geçenler, onun da eline geçse neler yapmaz! Irmak bile, Firavun’un emriyle akardı

Onun eline böyle bir kudret düşse hemen firavunluğa başlar, yüzlerce Mûsâ’nın da yolunu vurur, yüzlerce Harun’un da!”[3]

Firavun nice sayısız lezzetlerle içerde kendisinin en büyük düşmanı olan Hz. Musa (as)’ı besliyordu. Dışarıda da binlerce eza ve kötülükle düşman arıyordu. Kişinin de en büyük düşmanı nefsidir.  Ve o en yakınında ten evindedir. Onu hem lezzetlerle besleyip hem de ferasetini bağlamasına, gözünü ve gönlünü kör etmesine fırsat vermemek lazımdır. Fırsat verirsen o senin âhiretinin mahvolması için var gücü ile gayret edecektir. Her zaman seninle, senin gönül evinde bulunanın düşmanlığı ve bu düşmanlığın zararı, dışarıdaki bir düşmandan daha büyük ve tesirli olacaktır.[4]

Tenini besleyip yetiştiren; nefsine hizmet eden, sonra da başkalarının kendisine haset ettiğini, düşmanlıkta bulunduğunu sanan kişi gibi.

Bu, benim düşmanım, şu bana haset ediyor, der durur, halbuki kendisine haset eden, kendisine düşman olan o tendir, kendi nefsidir

O, adam Firavun’a benzer, bedeni de Mûsâ’ya. Böyle olduğu halde dışarıda, “Nerede düşman?” diye koşmaktadır

Nefsi ten evinde nazla, naimle beslenmektedir, kendisi başkalarına kin güdüp elini ısırmakta.”[5]

Nefis, Firavun gibi zorda kalınca, kıtlık zamanı, belâ ve musibet vakti Hz. Mûsâ (as)’a yalvarır. Bundan sonra kötülükten uzak duracağını, kendisine tabi olacağını söyler. Ne zaman ki refaha erer verdiği bütün sözleri unutarak eski düşmanlığına geri döner. Kişinin nefsi de onun isteklerini yapmayıp riyâzet ve mücâhade yükünü yükleyince ağlayıp sızlanarak sözler verir. Asla âsi olmayacağını vaat eder. Onun bu sızlanmasına kanıp dediğini yaparsan, nefis verdiği bütün sözleri unutup eski düşmanlığına döner.[6]

“Nefis Firavun’dur, sakın ha doyurma, doyurma, da eski günleri aklına gelmesin![7]

Zari zari ağlayıp inlese de aklını başına al, Müslüman olmak istemez bu nefs!

O Firavun’a benzer… Kıtlıkta Firavun gibi Mûsâ’nın huzurunda secde eder, yalvarır.[8]

İşi ileri gitti, muradı oldu mu o ağlayıp inlemeleri hep unutur gider!”[9]

Yine nefis, Firavun meşrepli olan Nemrud gibidir. Onun gibi daima ulûhiyet iddiasındadır. Devamlı günah işlemek ve günah işlettirmekle meşguldür. Kendisi ateş olduğu gibi kendine tâbi olanları da ateşe götürür.[10]

“Nefis Nemrut’tur, akılla canda Halil. Ruh, işin tam içindedir. Kılavuza ihtiyaç yok… kılavuza muhtaç olan nefistir.[11]

Ki bu öd ağacına benzeyen cismin, Nemrut gibi olan nefis ateşinden kurtulsun.”[12]




[1] ez-Zuhruf 43/51.
[2] Konuk, V, 263, 281.
[3] Mesnevî, III, 1054-1055.
[4] Tâhiru’l-Mevlevî, VI, 259, 260; Konuk, III, 222; VIII, 18; Mesnevî, IV, 1916-1921.
[5] Mesnevî, II, 772-775.
[6] Konuk, VIII, 549.
[7] Mesnevî, IV, 3621.
[8] Mesnevî, IV, 3624-3625.
[9] Mesnevî, IV, 3627.
[10] Konuk, IV, 396.
[11] Mesnevî, II, 3311.
[12] Mesnevî, I, 3702.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İMAN - İTAAT

İMAN- İTAAT Bizler bazı şeyleri ya yanlış anlıyoruz yada işimize öyle geliyor o şekilde kullanıyor, davranıyor , savunuyoruz. Alla...