18 Haziran 2017 Pazar

NEFİS / KURTULUŞ / AĞLAMAK / MESNEVİ

Ağlamak

Nefsin elinden kurtulmak böylece Hakk’ın rızasına ve yardımına ulaşabilmek için ağlamak, O’nun aşkıyla kavrulup, gözyaşı dökmek önemlidir. Çünkü bu ağlamanın neticesi gülmektir. Bu ağlamadan dökülen yaşlar, suyun bostanı yeşertip filizlendirmesi gibi gönülde yeşillikler bitirecektir. Ölmüş ve kurumuş olan kalbin tekrar canlanmasıyla güzel sıfatlar filiz vermeye başlayacaktır.1

Onun için ağlayan göz ne mübarektir. Onun aşkıyla yanıp kavrulan yürek ne mukaddestir.

Her ağlamanın sonu gülmektir. Sonunu gören adam, mübarek bir kuldur.

Akar su nerdeyse orası yeşerir; nerede gözyaşı dökülürse oraya rahmet nazil olur.

İnleyen dolap gibi gözü yaşlı ol ki can meydanında yeşillikler bitsin.

Ağlamak istersen gözyaşı dökenlere acı… merhamete nail olmak istersen zayıflara merhamet et.”2

Hz. Mevlânâ, ölüm veya hastalık gibi durumlarda kişinin ağladığı gibi mânen ölmüş kalbini ve gönlünü görüp kendi hâlinin perişanlığı karşısında da ağlaması gerektiğini belirtir. Çünkü ağlayabildiğin zaman kuru dalın yağmurla yeşermesi gibi ruhun ve mânevî hâlin yeşermeye başlayacaktır.3

Ey başkalarına ağlayan göz, gel, bir müddetçik otur da kendine ağla!

Dal, ağlayan buluttan yeşerir, tazeleşir. Çünkü mum, ağlamakla daha aydın bir hale gelir.”4

Hz. Mevlânâ, ağlamanın bitmeyen bir sermaye olduğunu ve rahmetin gelmesinin sebebi olduğunu söyler. Nasıl ki anne veya dadı, çocuk her ağladığında onunla ilgilenmeye, onun için en güzel nimet olan sütü ona vermeye koşuyorsa, sen ağladıkça Hz. Allah’ın rahmeti ve merhameti de coşacaktır. Kişi bir türlü ağlayamıyor ve kalbinde bir rikkat hâsıl olmuyorsa özellikle yediğine ve içtiğine dikkat edip nefsin sıfatlarından kurtulmanın çarelerini aramalıdır.5

Bu nefsin elinden kurtulmak için ağlayıp sızlanmak şarttır. Allah’a yönelip ağlayamayan, nefis ve ona uymuş kişidir. Çünkü Hz. Mevlânâ, nefsin nasıl bir varlık olduğunu anlatırken onun hiçbir zaman Mevlâ’ya yönelmediğini ve ağlayıp sızlanmadığını belirtir.

Bu zâlim, bir gün bile Allah’a yüz tutup ağlamadı, inlemedi. Ağzından bir kerecik olsun aşkla, dertle “Yarabbi” sözü çıkmadı.”6

Hz. Mevlânâ, ilâhi rahmete, merhamete ve lütuflara nâil olup murada erebilmek için ağlamanın ne kadar gerekli olduğunu vurgulamak için Şeyh Ahmed-i Hıdraveyh’in kıssasını nakleder.

Şeyh, yıllarca zenginlerden borç alarak onu yoksullara verir. Hastalanıp ölüm vakti yaklaşınca alacaklılar başına toplanır. Şeyh, onlara verecek hiç parasının olmadığını söyler. Bu sırada dışarıda helva satan bir çocuğun sesi duyulur. Şeyh, adam göndererek yarım dinara helvanın tamamını aldırır ve orada bulunanlara ikram eder. Helva bitip çocuk parasını isteyince şeyh ona da kendisine verecek hiç parasının olmadığını söyleyince çocuk da feryâd-ı figânla saatlerce ağlar. Bu durum karşısında orada bulunan alacaklılar şeyhe kızarak, ileri-geri konuşmaya başlarlar. Ancak aralarında bu küçük meblağı toplayıp çocuğu vermeyi akıl edemezler. Epeyi bir vakit sonra hizmetçi elinde bir tepsi ile gelir. Şeyhe zengin biri, bir armağan göndermiştir. Tabak açıldığında bir tarafında alacaklıların alacağı miktar diğer köşesinde ise çocuğun alacağı yarım dinar sarılı vaziyette bulunmaktadır.”7

Şeyh “Bütün o sözleri size helâl ettim.

Bunun sırrı şuydu, ben Allah’tan bunu diledim, Allah da bana doğru yolu gösterdi.

O dinar gerçi az bir paraydı. Fakat gelmesi çocuğun ağlamasına bağlıydı.

Helva satan çocuk ağlamasaydı, rahmet denizi coşmazdı” dedi.

Kardeş, çocuk senin cisim çocuğundur. İyice bil ki muradına erişmen de ağlamasına bağlı.

O libası elde etmek istersen cesedinde ki göz çocuğunu ağlat!”8

Âdem (as), işlemiş olduğu küçücük bir cürümden dolayı yıllarca gözyaşı döktü. Sonunda rahmete nâil oldu. Âdem (as)’ın yeryüzüne gönderilme hikmetlerinden birisi de rahmete ulaşmak, Hakk’ın rızasına kavuşmak ve çıkarılmış olduğun cennete tekrar girebilmek için ağlamanın ne kadar lüzumlu bir şey olduğunu göstermek için olsa gerektir. Âdemoğlu da kurtuluş için Âdem (as) gibi yapmalıdır. Şeytanın yaptığı gibi yaparsa o vakit lânete uğrayanlardan olur.9

Melek, Şeytandan kaçar gibi ondan kaçmaya başladı. Bir lokma ekmek için ne kadar gözyaşı döktü.”10

İnsanın, ağlayıp inlemesine sebep olacak ağrı, sızı, gam ve keder gibi şeylerin birer fırsat olduğunu bilmesi lazımdır. Çünkü bu sıkıntılar, onun Cenâb-ı Hakk’ı hatırlaması ve zikretmesine sebep olacaktır. Bunlara sabır da nefsin tesirini kırıp ruhunun kemâle ermesini sağlayacaktır.11

Nefsin elinden kurtulmak için ağlayıp feryat edilmelidir. Bu feryadı duyan bir mürşid-i kâmil imdada yetişerek kişiyi kurtarır.12

Ayıdan daha aşağı mısın ki derdinden ağlayıp inlemiyorsun? Ayı feryat ettiği için dertten kurtuldu.13

Ayının feryadı bile acındıracak bir ses olur da senin feryadın olmazsa bu çok kötü bir şeydir!”14

1 Tâhiru’l-Mevlevî, II, 480; Konuk, I, 282.

2 Mesnevî, I, 818-822.

3 Tâhiru’l-Mevlevî, VI, 168.

4 Mesnevî, II, 479-480.

5 Konuk, I, 495; IV, 50; Mesnevî, II, 1951-1954; V, 134-139.

6 Mesnevî, III, 2468.

7 Tâhiru’l-Mevlevî, VI, 154; Konuk, III, 139.

8 Mesnevî, II, 439-444.

9 Tâhiru’l-Mevlevî, III, 829; Konuk, I, 493; Mesnevî, I, 1632-1638.

10 Mesnevî, II, 16.

11 Konuk, IV, 126; Mesnevî, II, 2261-2265.

12 Konuk, IV, 54, 65.

13 Mesnevî, II, 1991.

14 Mesnevî, II, 2007.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İMAN - İTAAT

İMAN- İTAAT Bizler bazı şeyleri ya yanlış anlıyoruz yada işimize öyle geliyor o şekilde kullanıyor, davranıyor , savunuyoruz. Alla...