18 Haziran 2017 Pazar

HZ. MEVLANA _ MESNEVİ _ NEFİSTEN KURTULUŞ _ NEFSİ ÖLDÜRMEK

Nefsi Öldürmek
Hz. Mevlânâ, bir başlık altında Hz. Peygamber Efendimizin “Küçük muhârebeden büyük muhârebeye döndük”[1] sözünü tefsir eder. İçimizdeki nefis düşmanını etkisiz hale getirip öldürmenin dışarıdaki düşmanla çarpışmaktan daha zor olduğunu, bu düşmanın kuvvet ve direncinin daha büyük olduğunu belirtir. Ve gerçek babayiğitliğin, düşmanla savaşta aslancasına safları bozanın değil, nefsiyle olan savaşta onu mağlup etmek olduğunu hatırlatır. İşte, kötülükleri işlemek ve işletmekte doymak bilmeyen nefsi, öldürmek ancak Hakk’ın lâmekân âleminden ayağını koyması, enbiyanın yolunda yürümek, mürşid-i kâmil ile olmakla mümkün olur. Onu kurban keser gibi tekbirlerle boğazlamak lazımdır. Yine bunun en güzel örneklerinden biri olarak Ayyâzî’ nin hikâyesi nakledilir.[2]
Ey padişahlar! Dışarıdaki düşmanı öldürdük; içimizde ondan beter bir hasım var
Bunu öldürmek, aklın fikrin işi değil. İçerdeki aslan; öyle tavşan maskarası olmaz.[3]
Nihayet Hak, onun üstüne Lâmekân âleminden ayağını koyar da işte o vakit derhâl sakinleşir.[4]
Nefsi öldürecek ayak da ancak Hakk’ın ayağıdır. Zaten nefsin yayını Hak’tan gayrı kim çekebilir?[5]
Dış savaşından kurtulunca iç savaşa yüz tuttun
Biz şimdi küçük muharebeden döndük; Peygamber’le beraber büyük muharebedeyiz
Allah’tan denizleri yaran bir kuvvet isterim ki bu Kaf dağını iğne ile yerinden koparıp atayım
Şunu bil ki safları bozup dağıtan aslanla savaşmak kolaydır, asıl aslan, nefsini mağlup edendir.[6]
Şehitliğin kısmet olmadığını anlayınca halvete gittim, çileye girdim
Kendimi büyük savaşa attım, riyazata, zayıflamaya koyuldum.[7]
Bu beden sağ oldukça halvetten çıkmamayı nezrettim
Çünkü bu beden, halvette ne yaparsa kadına, erkeğe görünmek için yapmaz
Halvetteki hareketi de ancak Allah içindir, huzuru ve sükûnu da. Orada niyetinde başka bir şey bulunamaz
Bu büyük savaştır, o küçük savaş. Her ikisi de Haydar’la Rüstem’in harcıdır
Öyle bir farenin kıpırdamasıyla uçup gidecek akıl sahibinin harcı değil![8]
Koyun keserken “Allahu ekber-Allah uludur” dersin ya o geberesi nefsi keserken de bu söz söylenir
Allahu ekber de de o şom nefsin başını kes… kes de can, mahvolmaktan kurtulsun.[9]
Nefisle olan savaş, cihâd-ı ekberdir. Bu savaşta muvaffâkiyet de herkesin harcı değildir. Nasıl ki düşmanla muharebeye kadınların tâkati, güç ve kuvveti yoksa nefsiyle olan bu savaşta da şeklen, sûreten erkek olup da sîreta kadın olanların tâkat getirip nefse galip gelmeleri mümkün değildir. Çünkü onlar, sûreta erkek olsalar da kalplerinin zayıflığından dolayı mânen dişidirler. Ve bu savaşta onlar nefis düşmanına korkularından dolayı mânevî ırz ve nâmuslarını teslime mecbur kalmışlardır. Ama bu nefisle savaşta öyle kadınlar vardır ki sûreta dişidirler ama sîreta erkeklik gizlidir onlarda.[10]
Kadınlara savaş yazılmamıştır. Nefisle savaşmaksa onların işi olamaz. Çünkü bu büyük savaştır.[11]
Hz. Mevlânâ, bir başlık altında Peygamber Efendimizin “Ölümden önce ölün”[12] hadisini tefsir eder. İşte nefisten kurtuluş için onu öldürmek ve ölmeden ölmek lazımdır. Nefsi öldürmek, ruhun kuvveti vücudunda zâhir oluncaya kadar riyâzet ve mücâhede ile nefsin kuvvet ve sıfatlarını kırmaktır. Bu nefsin öldürülmesi ise vaciptir. Çünkü böyle olmadaydı, rahmetine sınır çizilemeyen Cenâb-ı Hakk “Nefislerinizi öldürün”[13] demezdi. Yine ümmetine karşı merhameti bu kadar çok olan bir peygamber “Ölmeden önce ölün” der mi idi?[14]
Nefisle mücadele de, Allah’a olan aşkın artık o dereceye varmalıdır ki Hak’ta fâni olunmalı ve aradaki sen-ben ikiliği kalkıp bir olunmalı, “ene’l abd” den “ene’l Hakk” a varılmalı, aradaki bütün perdeler kalkmalıdır. Buda akılla idrak edilemez. İşte bunu idrak için de ölmek gereklidir.[15]
İşte mevtî/iradî ölüm ile öldüğün vakit mânevî ganimetler, faydalar meydana gelmeye başlar. Kalp gözün açılır da Hakk’ı müşahede etmeye başlarsın.[16]
Ölmedikçe can çekişmen, sona ermez. Merdiven tamamlanmadıkça dama çıkılmaz.[17]
İşte onun için o güzel haberler veren Peygamber, ey ulular demiştir, ölmeden önce ölün!
Nitekim bende ölmeden öldüm de bu sesi, bu şöhreti o taraftan aldım, getirdim.[18]
Âşığın gönlünde de sevgiliden başka kimse yoktur. Onların aralarında ne az, ne çok fark edici bir şey olamaz, onları birbirinden ayıracak kimse bulunamaz
Bu iki çan bir devededir. Artık buraya “Az ziyaret et” sözü nasıl sığar?
Hiç kimse, kendisine “Beni az ziyaret et” der mi? Hiç kimse kendisine nöbetle zamanla dost olur mu?
Bu birlik aklın alacağı şey değildir. Bunu anlamak, insanın ölümüne bağlıdır
Eğer bu, akılla anlaşılsaydı, insanın nefsini öldürmesi neden vacip olurdu ki?
Akıllar padişahı, bu kadar merhametliyken nasıl olur da zaruretsiz olarak insana “Kendini öldür” der?[19]
“Ölmeden önce ölün” sırrı budur işte. Çünkü ölümden sonra ganimetler elde edilir
Ey hilebaz, Allah’a karşı ölümden başka hiçbir hüner para etmez, bir inayete uğramak yüzlerce çalışıpçabalamadan yeğdir.[20]
Yine Hz. Mevlânâ, bizlere ölmeden önce ölmenin kişiyi nasıl azaptan, düşmanın eline geçmekten kurtarıp emniyete erdireceğini üç balık hikâyesi ile anlatır. Bir gölde bulunan bu üç balığı görenler avlamak için ağ almaya giderler. Bunu fark eden balıklardan biri hemen yola koyulur ve nihayetinde düşmanından emin olup, onun kötülüğünü önceden fark edip denize, rahmete ulaşırda kurtulur. Adamların gelmesi ile aklı başına gelen bir diğeri, diğer arkadaşının peşinden gitmediği için hayıflanır ama iş işten geçmiştir. Hemen bir çare düşünmesi lazımdır. Ve ölü numarası yaparak kurtuluşunun mümkün olacağını düşünür. Ölü numarası yapar ve nihayetinde oda kurtulur.[21]
Kendimi ölüye benzetip suya bırakayım… ölümden önce ölmek, azaptan kurtuluştur
Ey yiğit ölümden önce ölüm emniyettir… bize Mustafa böyle buyurdu
Dedi ki: Size ölüm, sınamalarla gelmeden hepiniz ölün.[22]
Nefsi, ona muhalefet ile öldürmek lazımdır. Bunu başardın mı ruhun dirilir, aklın âcizlikten kurtulurda nefsin efendisi olur. Çünkü nefis, efendisi olan ruh-i insâniyi öldürmüştür, sende onu öldür de ruhun sıfatı olan, aklın hizmetine ver. Bu takdirde Hakk’ın sayısız rızıkları ile rızıklanmaya başlar, zahmetsizce nimetlere erersin.[23]
Nefsi öldürmek, kişinin iradî ölüm ile ölmesi, dört şekildedir. Beyaz ölüm: Nefsi aç ve susuz bırakmaktır. Beyazlığı, açlığın bâtını nurlandırması ve kalbin yüzeyini beyazlatmasıdır. Mürid, karnını tamamen doldurmaz ve açlığa devam ederse bu ölüm ile ölmeye başlamış, zekâsı, anlayışı açılmışta Allah’ın dostları arasına girmiştir. Siyah ölüm: Halkın ezâ ve cefâsına sabretmektir. Bunun siyahlığı, zulmetin rengi olduğundandır. Gam nefsin zulmeti, karanlığıdır. Mürid bütün fiillerin Hak’ta, fâni olduğunu görmüşte, hem kendi hem de kendisine zulmedenlerin nefisleri Hak’ta fâni olmuştur. Kızıl ölüm: Nefse muhalefet ederek, nefsin arzularına karşı gelerek onun sıfatlarını yok etmektir. Bunun kızıllığı da kan rengine teşbihindendir ki nefsin arzularına muhalefet eden kimse kendisini kesmiş gibidir. Nefis, sıfatlardan kurtulunca Hakk’ın sıfatları ile muttasıf olurda nurlara gark olur. Bu ölüm diğer ölümleri içinde barındıran “Mevt-i câmi” olarak da kabul edilir. Ve “Ölmeden önce ölünüz” hadisi ile bu ölümün kast edildiği belirtilmiştir. Yeşil ölüm: Yamalı elbise giymektir. Yeşilliği, sûfînin hayatının, kanaat ile yeşillenmesi ve yüzünün Hakk’ın cemâli ile parlayıp tazelenip, ebedî güzelliğe ulaşmasındandır.[24]
Nefsini öldür de âlemi dirilt. Nefis, efendisini öldürmüştür; sen onu kendine kul, köle yap.[25]
Öküzü öldürende aklındır. Hadi, artık ten öküzünü öldüreni inkâr etme
Akıl bir esirdir. Dâima Hak’tan zahmetsizce bir rızık, tabak tabak nimetler ister
Onun zahmetsizce rızıklanması neye bağlıdır? Kötülüğün aslı olan öküzün öldürülmesine.[26]
Velinimet zâde olan akıl, ihtiyaçlar içinde kalmış, kanlı katil nefis, efendi olmuş, öne geçmiş!
Zahmetsiz rızık nedir, bilir misin? Ruhların gıdası, peygamberlerin rızıkları
Fakat bunu elde etmek, öküzü öldürmeğe bağlıdır. Hazine öküzün içindedir ey hazine arayan, yerleri kazıp duran![27]
Kötülüğün, fesadın ortadan kalkması için, işlediği kötü fiilden dolayı bu fiili, annesiyle işleyenleri değil de bunun başı olan annesini öldürüp, meseleyi kökünden halleden gibi sende nefsin elinden, onun sana işlettiği fiillerden dolayı meydana gelen düşmanlıklardan emin olmak için bütün şerrin başı olan bu nefsi öldürmelisin.
Her an onun için bir azize kastedip duruyorsun; kendine gel, onu öldür
Onun yüzünden bu güzel dünya sana dar geliyor. Onun yüzünden Allah ile de savaşıyorsun, halkla da.
Nefsini öldürürsen özür serdetmeden kurtulursun, ülkede hiçbir düşmanın olmaz.[28]
Nefis, hiçbir şeyden memnun olmayan her nimette bir eksiklik bulan nankör bir varlıktır. Senden ne isterse versen de o yine sana bir gün memnuniyetini göstermez, onun tek lâyığı öldürülmektir.[29]
Nefis, bu çeşit mahlûklardandır da onun için gebertilmeye layıktır… onun için Allah “Öldürün nefislerinizi” demiştir.[30]
Nefisten kurtuluş için, ruhun dirilip, canın nefsin elinden kurtulması, böylece sırlara vâkıf olunabilmesi, nefis öküzünün mürşid-i kâmilin mücâhede ve riyâzet bıçağı ile öldürülmesine bağlıdır. Öküz kesmek; nefsi her türlü kötülük, çirkinliklerden temizlemek, onu eğitmektir. Bu da tasavvufun temel esaslarından biridir. Öldürülen bu öküzün parçası ile Mûsâ (as) zamanında öldürülen adama, kesilen öküzün bir parçası ile vurulunca dirilmesi gibi ölmüş olan kalbinin üzerine vurursan, kalbin, ruhun dirilir. Artık sende, dirilen adamın kendisini öldüreni söylemesi ile insanların bütün gerçeklere vâkıf olması gibi esrârı ilahiyeye vâkıf olur, gaybî müşahede eder, haber alır, haber verirsin.[31]
O öldürülmüş adam öküz kuyruğu kamçısından açtığı yaradan dirildi. Bakır gibi kimya yüzünden altın oldu.
Sıçrayıp kalktı, sırlar söyledi, kanını dökenleri gösterdi
Beni bunlar öldürdü, bu fitnenin tohumunu bunlar ekti diye açıkça söz söyledi
Bu ağır beden de öldürüldü mü sırları bilen ruh varlığı dirilir
O adamın canı cenneti de görür, cehennemi de… Bütün sırları da tanır, bilir
Kanlı şeytanları, hile ve hud’a tuzağını ve şeytanlıkları gösterir
Kuyruğun açacağı yara yüzünden can kurtulsun diye öküz kesmek, yol şartlarındandır
Sen de tez öküz nefsi tepele de gizli ruh dirilsin, akıllansın.[32]
Nefsi öldürmek, onun isteklerinden geri durmak, dediklerini yapmamaktır. Onu öldürebilmenin bir çaresi de onu etkisiz hâle getirmeyi iyi bilen bir mürşid-i kâmilin eteğine tutunmaktır.[33]
Baş kesmek nedir? Dünyada nefsi öldürmek, nefsin dileklerini terk etmek.[34]
Nefsi, pîrin gölgesinden başka hiçbir şey öldürmez. O nefis öldürenin eteğine sımsıkı sarıl
Eteğini sıkıca tuttun mu, bu, Allah’ın tevfikidir. Sende beliren her kuvvet, onun seni çekişinden, dileyişinden meydana gelir.[35]
Cihanda bu heva ve hevesi, yoldaşların gölgesini kırıp öldürdüğü gibi hiçbir şey kıramaz, yok edemez.[36]
Nefis bizim en büyük ve tehlikeli düşmanımızdır. Ama o, bizim içimize gizlenmiş, biz onu görmüyor da kendimize yeni düşmanlar var edip onlarla uğraşıyoruz. Tıpkı Firavun gibi oda Mûsâ (as)’ı kendi evinde en güzel nimetlerle besliyor da dışarıda kendine düşman bildiği binlerce suçsuzu öldürüyordu. Sen de içinde ki asıl düşman olan nefsin farkına var da onun sana düşmanlığından emin olmak için, onu öldür.[37]
A firavun, niceye dek suçsuzları öldürecek, asıl suçlu olan nefsini hoş tutacaksın?[38]
Nefis, ahdinde durmaz; o yüzden gebertilecek bir şeydir ya. Kendisi de alçaktır, kıblegâhı da alçaktır
Nefislere de zaten bu alçaklar topluluğu lâyıktır… ölüye mezarın, kefenin layık olduğu gibi
Zekidir, ince şeyleri bilir… bilir ama değil mi ki kıblesi dünyadır, onu ölü bil sen![39]
Nefisten kurtuluşun çaresi, onu İbrâhim (as)’ın başını kestiği dört kuşun misali olan bütün kötü huylardan kesmek, uzak kılmaktır. Yine bu sıfatları, âhiret amellerini işlemek hususunda kullanmak gereklidir.




[1] Acluni, a.g.e. I. 424.
[2] Konuk, I, 418-420; V, 567; X, 502,503; Tâhir-ul- Mevlevî, X 565;  III, 725.
[3] Mesnevî, I, 1373-1374.
[4] Mesnevî, I, 1381.
[5] Mesnevî, I, 1383.
[6] Mesnevî, I, 1386-1389.
[7] Mesnevî, V, 3785-3786.
[8] Mesnevî, V, 3799-3803.
[9] Mesnevî, III, 2143-2144.
[10] Konuk, XI, 608.
[11] Mesnevî, VI, 1883.
[12] Acluni, a.g.e. II. 291.
[13] el-Bakara 2/53-54
[14] Konuk, XII. 245, XI, 263.
[15] Konuk, XII. 244,245.
[16] Konuk, XII. 606; XI. 254
[17] Mesnevi, VI, 724.
[18] Mesnevî, VI, 754-755.
[19] Mesnevî, VI, 2680-2685.
[20] Mesnevî, VI, 3837-3838.
[21] Konuk, VIII, 136.
[22] Mesnevî, IV, 2271-2273.
[23] Konuk, VI. 32-34
[24] Ramazan Muslu, “Türk Tasavvuf Kültüründe Sûfîlerin Ölüme Bakışı ve Cenaze Merasimleri”, Ekev Akademi Dergisi, yıl. 13, sayı. 38, (kış 2009); Konuk, V. 113; Abdulkerîm Kuşeyrî, Kuşeyrî Risâlesi, (haz. Süleyman Uludağ), Dergah Yayınları, 2. Baskı, İstanbul 1981, s. 131
[25] Mesnevî, III, 2504.
[26] Mesnevî, III, 2506-2508.
[27] Mesnevî, III, 2510-2512.
[28] Mesnevî, II, 783-785.
[29] Konuk, V, 113.
[30] Mesnevî, III, 374.
[31] Konuk, III. 406,407; Tâhir-ul- Mevlevî, VII, 467; el-Bakara 2/62; Ahmet Ögke, “Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde “Öküz” Metaforu”, Tasavvuf İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi, Ankara 2008, Yıl 9, Sayı 22, Temmuz-Aralık 2008,  s. 14
[32] Mesnevî, II, 1439-1446.
[33] Konuk, II, 297; IV, 193.
[34] Mesnevî, II, 2525.
[35] Mesnevî, II, 2528-2529.
[36] Mesnevî, I, 2958.
[37] Konuk, VII, 484,485.
[38] Mesnevî, IV, 1921.
[39] Mesnevî, IV, 1654-1656.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İMAN - İTAAT

İMAN- İTAAT Bizler bazı şeyleri ya yanlış anlıyoruz yada işimize öyle geliyor o şekilde kullanıyor, davranıyor , savunuyoruz. Alla...