ALLAH, DİLEDİĞİNE BOL,
DİLEDİĞİNE AZ RIZIK VERİR*
“Allah rızkı dilediğine bol verir, (dilediğine de) kısar. Onlar ise dünya hayatı
ile sevinmektedirler. Hâlbuki dünya hayatı, ahiretin yanında çok az bir
yararlanmadan ibarettir.” (Ra’d, 13/26)
Hepimizi yoktan var eden yüce Allah, hayatımızı devam ettirebilmemiz için
ihtiyacımız olan rızkı da yaratmıştır. “Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a
ait olmasın” (Hûd, 11/6) buyuran Rabbimiz rızkı dağıtırken, herhangi bir ayırım
yapmamaktadır. Rızıklarını temin edemeyen nice varlıkların rızkını verdiğini
söyleyen Rahmân, bizim rızkımızın da kendisine ait olduğu garantisini açık bir
şekilde vermektedir (Ankebût, 29/60). Yine ‘rızık endişesiyle çocuklarınızın canına
kıymayın’ uyarısında bulunan Rabbimiz, onların rızkının kendine ait olduğunu
hatırlatmaktadır (En’âm, 6/151). Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) de rızk konusunda
Allah’a mutlaka güvenmemiz gerektiğini şu cümlelerle öğütlemektedir:
“Başlarınız hareket ettiği müddetçe (yani yaşadığınız sürece) rızıktan ümitsiz olmayınız.
Çünkü annesi doğurduğunda, çocuğunun üstünde hiçbir elbisesi yoktur. Sonra Allah onu
rızıklandırır.” (İbn Mâce, “Zühd” 14)
Rezzâk olan Allah bir taraftan rızk konusunda inanan inanmayan herkese
teminat verirken, öte yandan bu rızkı kime ne kadar vereceğini ancak kendisinin
bildiğini hatırlatmaktadır. Rızkın sahibi dilediğine bol bol vereceğini, dilediğinden
de kısacağını söylerken inançlı insanlar için bunda büyük ibretler olduğunu
eklemektedir (Rûm, 30/37). Ancak bu noktada şu hususa dikkat etmeliyiz. Rızk
konusunda Allah’a olan sonsuz güvenimiz, bizi çalışmadan tembel tembel
oturmaya sevk etmemelidir. Burada Allah Resûlü’nün bize ışık tutacak bir öğüdünü
hatırlatmamız yerinde olacaktır. Şöyle buyuruyor rahmet Peygamberi:
“Eğer siz gereği gibi Allah’a güvenip tevekkül etmiş olsaydınız, tıpkı sabahleyin
kursakları boş olarak çıkıp akşam dolu olarak dönen kuşları rızıklandırdığı gibi sizleri de
rızıklandırırdı.” (Tirmizî, “Zühd”, 33)
Allah’ın dilediğine bol dilediğine az rızk vermesinin bizim için ibret verici birçok
yönü vardır. Rızkı bol olanlarımızın verilecek daha çok hesabı olduğu gibi, ele
aldığımız âyette de ifade buyrulduğu gibi onları bekleyen bir “şımarma” tehlikesi de
söz konusudur. Diğer taraftan sabredemeyip Allah’ın rahmetinden ümitlerini kesme
ihtimalinden dolayı da fakir olanlarımızı bekleyen bir tehlike vardır. Her iki durumun
birer imtihan olmasının anlamı da budur. Hiç kuşkusuz her iki durumun da
ilâhî hikmetleri vardır. Diğer yandan rızkın genişliği veya darlığının inançlı veya
inançsız olmamızla da doğrudan bir alakası yoktur. Kârun’u hatırlayalım. Geçici
dünya hayatını tercih edenler onun göz dolduran zenginliğini gördüklerinde ‘keşke
Kârun’a verilen bize de verilmiş olsaydı!’ demişlerdi (Kasas, 28/79) ama aşırı zenginliğin
şımarttığı Kârun ilâhî gazaba uğradıktan sonra Allah’ın, kullarından dilediğine
rızkını bol verdiğini dilediğine de az verdiğini anlayabilmişlerdi (Kasas, 28/82).
Şu halde mümine de kâfire de rızkı veren Allah olduğuna göre bir kısım
inkârcıların aşırı zenginlikleri bizleri aldatmamalıdır. “İnkâr edenlerin diyar diyar gezip
refah içinde dolaşması sakın seni aldatmasın” (Âl-i İmrân, 3/196) buyuran Rabbimiz,
elçisinin şahsında hepimizi, zenginliğin aldatıcı ve aynı zamanda göreceli cazibesi
karşısında dimdik durmaya davet etmektedir. Her şeyden önce zenginliğin de fakirliğin
de ilâhî imtihanın birer parçası olduğu inancını asla kaybetmemeliyiz. Sahip
olduğumuz rızkı ahiret kazancına dönüştürmeye çalışmalı, onun bizi şımartmasına
izin vermemeliyiz. Sahip olamadıklarımızdan ötürü de Rabbimize bağlılığımızı ve
O’nun Rahmetine olan güvenimizi yitirmemeliyiz.
Mahmut DEMİR KUR'AN DAN ÖĞÜTLER 1 . DİYANET İŞLERİ
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder