17 Haziran 2017 Cumartesi

RIZIK

RIZIK
ALLAH, DİLEDİĞİNE BOL,

DİLEDİĞİNE AZ RIZIK VERİR*
 
 



 

“Allah rızkı dilediğine bol verir, (dilediğine de) kısar. Onlar ise dünya hayatı

ile sevinmektedirler. Hâlbuki dünya hayatı, ahiretin yanında çok az bir



yararlanmadan ibarettir.” (Ra’d, 13/26)

Hepimizi yoktan var eden yüce Allah, hayatımızı devam ettirebilmemiz için

ihtiyacımız olan rızkı da yaratmıştır. “Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a

ait olmasın(Hûd, 11/6) buyuran Rabbimiz rızkı dağıtırken, herhangi bir ayırım

yapmamaktadır. Rızıklarını temin edemeyen nice varlıkların rızkını verdiğini

söyleyen Rahmân, bizim rızkımızın da kendisine ait olduğu garantisini açık bir

şekilde vermektedir (Ankebût, 29/60). Yine ‘rızık endişesiyle çocuklarınızın canına

kıymayın’ uyarısında bulunan Rabbimiz, onların rızkının kendine ait olduğunu

hatırlatmaktadır (En’âm, 6/151). Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) de rızk konusunda

Allah’a mutlaka güvenmemiz gerektiğini şu cümlelerle öğütlemektedir:

Başlarınız hareket ettiği müddetçe (yani yaşadığınız sürece) rızıktan ümitsiz olmayınız.


Çünkü annesi doğurduğunda, çocuğunun üstünde hiçbir elbisesi yoktur. Sonra Allah onu

rızıklandırır.(İbn Mâce, “Zühd” 14)

Rezzâk olan Allah bir taraftan rızk konusunda inanan inanmayan herkese

teminat verirken, öte yandan bu rızkı kime ne kadar vereceğini ancak kendisinin

bildiğini hatırlatmaktadır. Rızkın sahibi dilediğine bol bol vereceğini, dilediğinden

de kısacağını söylerken inançlı insanlar için bunda büyük ibretler olduğunu

eklemektedir (Rûm, 30/37). Ancak bu noktada şu hususa dikkat etmeliyiz. Rızk

konusunda Allah’a olan sonsuz güvenimiz, bizi çalışmadan tembel tembel

oturmaya sevk etmemelidir. Burada Allah Resûlü’nün bize ışık tutacak bir öğüdünü
hatırlatmamız yerinde olacaktır. Şöyle buyuruyor rahmet Peygamberi:


“Eğer siz gereği gibi Allah’a güvenip tevekkül etmiş olsaydınız, tıpkı sabahleyin

kursakları boş olarak çıkıp akşam dolu olarak dönen kuşları rızıklandırdığı gibi sizleri de

rızıklandırırdı.” (Tirmizî, “Zühd”, 33)

Allah’ın dilediğine bol dilediğine az rızk vermesinin bizim için ibret verici birçok

yönü vardır. Rızkı bol olanlarımızın verilecek daha çok hesabı olduğu gibi, ele

aldığımız âyette de ifade buyrulduğu gibi onları bekleyen bir “şımarmatehlikesi de

söz konusudur. Diğer taraftan sabredemeyip Allah’ın rahmetinden ümitlerini kesme

ihtimalinden dolayı da fakir olanlarımızı bekleyen bir tehlike vardır. Her iki durumun

birer imtihan olmasının anlamı da budur. Hiç kuşkusuz her iki durumun da

ilâhî hikmetleri vardır. Diğer yandan rızkın genişliği veya darlığının inançlı veya

inançsız olmamızla da doğrudan bir alakası yoktur. Kârun’u hatırlayalım. Geçici

dünya hayatını tercih edenler onun göz dolduran zenginliğini gördüklerinde ‘keşke

Kârun’a verilen bize de verilmiş olsaydı!’ demişlerdi (Kasas, 28/79) ama aşırı zenginliğin

şımarttığı Kârun ilâhî gazaba uğradıktan sonra Allah’ın, kullarından dilediğine

rızkını bol verdiğini dilediğine de az verdiğini anlayabilmişlerdi (Kasas, 28/82).

Şu halde mümine de kâfire de rızkı veren Allah olduğuna göre bir kısım

inkârcıların aşırı zenginlikleri bizleri aldatmamalıdır. “İnkâr edenlerin diyar diyar gezip

refah içinde dolaşması sakın seni aldatmasın(Âl-i İmrân, 3/196) buyuran Rabbimiz,

elçisinin şahsında hepimizi, zenginliğin aldatıcı ve aynı zamanda göreceli cazibesi

karşısında dimdik durmaya davet etmektedir. Her şeyden önce zenginliğin de fakirliğin

de ilâhî imtihanın birer parçası olduğu inancını asla kaybetmemeliyiz. Sahip

olduğumuz rızkı ahiret kazancına dönüştürmeye çalışmalı, onun bizi şımartmasına

izin vermemeliyiz. Sahip olamadıklarımızdan ötürü de Rabbimize bağlılığımızı ve


O’nun Rahmetine olan güvenimizi yitirmemeliyiz.

Mahmut DEMİR KUR'AN DAN ÖĞÜTLER 1 . DİYANET İŞLERİ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İMAN - İTAAT

İMAN- İTAAT Bizler bazı şeyleri ya yanlış anlıyoruz yada işimize öyle geliyor o şekilde kullanıyor, davranıyor , savunuyoruz. Alla...