“Keşfu’l-Mahcub”
HAKİKAT BİLGİSİ
(HUCVİRİ)
Keşf’ul-Mahcub, tasavvufa dair Farsça yazılmış eserlerin en eskisi, tasavvufun teorik ve pratik konularını sistemli bir şekilde ele alan önemli bir tasavvuf klasiğidir.
Hucviri, diğer tasavvuf klasiklerinden farklı olarak bu eserinde hayat hikâyesini anlattığı her sufinin en dikkate değer birkaç sözünü ele alır ve yorumlar yapar. Diğer taraftan gezdiği memleketlerde görüştüğü sufilerden bizzat nakillerde bulunmuş, karşılaştığı olaylar hakkında bilgiler vermiştir. Ayrıca Hucviri, tasavvufu yanlış anlayan ve yanlış uygulayanları şiddetle eleştirmiş, tasavvufun otokritik sistemini en cesur tarzda işlemiştir.[1]
- Ebu Ali el-Hucviri’nin Hayatı
Ebu’l Hasen Ali bin Osman Bin Ebi Ali el-Cüllabi el-Hucviri, “Gaznevi” olarak anıldığı gibi, aynı bölgede yer alan Cüllab ve Hucvir’den dolayı “Cüllabi” veya “Hucviri” diye de bilinir. Cüllab ve Hucvir, Gazne’nin iki mahallesidir. Hucviri’ni ismi bazı kaynaklarda “Hazine bahşeden din adamı” anlamına gelen Data Gensbahı olarak geçmektedir. Uzun asırlardan beri Hindistan ve Pakistan bölgesinde bu isimle bilinen Hucviri, Gazneliler döneminde Gazne’de doğmuş ve hayatının tamamını bu devletin gölgesinde geçirmiştir. Müellifin doğum tarihi hakkında kesin bir bilgi yoktur. Hucviri’nin ailesi hakkında da kaynaklarda fazla bir bilgi bulunmamaktadır. Sadece onun Gazne’de zühd ve takvasıyla meşhur bir aileye mensup olduğu bildirilmektedir. Babasının adı, Şeyh Osman bin Ali’dir.
Hucviri, Gazne’de babası Şeyh Osman’dan ilk dini bilgileri aldıktan sonra devrindeki ulemanın geleneğine uyarak çeşitli yerleri gezmeye başladı. Kaynaklardan Suriye, Azerbaycan, Irak, Hindistan, Cürcan, Horasan gibi bölgeleri dolaştığı anlaşılmaktadır. Bir ara mürşidin vasiyeti üzerine Hindistan’a gitti. Lahor şehrinin batısında Rava ırmağı kıyısında yaptırdığı mescide talebelere ders vermeye ve İslamiyet’i yaymaya başladı. Onun bu faaliyetleri sayesinde birçok Hintli Müslüman oldu. Bu arada tasavvufa dair eserler yazdı. Eserlerinin sayısı on ikiye ulaşmaktadır. [2]
Hucviri’nin hayatının son yıllarını geçirdiği ikinci vatanı Lahor’dur. Burada vefat etmiş, burada defnedilmiş ve halen de mezarı burada bulunmaktadır.[3]
- Keşfu’l-Mahcub’un Yazılış Sebebi
Hucviri’nin günümüze kadar ulaşmış tek eseri, Keşfu’l-Mahcub’dur. Hucviri, Ebu Said Hucviri isminde bir vatandaşının sorusu üzerine bu eseri yazdığını bildirmektedir. Soru sahibi, tasavvuf yolunun esaslarının, sufilere ait söz, muamele ve makamların açıklanmasını istediğine göre eserin konusu bu hususu açıklığa kavuşturmaktadır. Hucviri Keşfu’l-mahcub’u yazmadan önce kitabın konusunu zihninde canlandırmış, eserinin ana hatlarını ve planını hafızasına yerleştirmiş, ondan sonra da bu plan üzerine yürümüştür. [4]
Eserde lüzumsuz teferruatlardan kaçınıldığı ve hususta titiz bir çalışma sergilendiği görülmektedir.
C. Keşfu’l-Mahcub’un Muhtevası
Keşfu’l-Mahcub, iki ana kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda müellifin yazdığı mukaddime yer alır. İkinci kısımda ise sırasıyla ilk altı babta ilim, fakr, tasavvuf, giyim, fakr hakkında görüşler, melâmet konuları; yedinci bölümden on üçüncü bölüme kadar sırasıyla sahabeden zahid kimseler, ehl-i beytten imamlar, ehl-i suffe, tabiin ve ensardan zaahidler, tebe-i tabiin’in zahidleri, müteahhirinden önde gelen sufiler, farklı beldelerin sufileri olarak biyografileri anlatılır.
On dördüncü bölümle başlayan ikinci ana kısımda ise tasavvuf ekollerinden bahsedilir. Bundan sonraki her başlık, Keşfu’l-Hicab, yani o konuda perdenin açılması espirisiyle yapılır.
- Keşfu’l-Mahcub’un Metodu
Hucviri’nin bu eseri, kendisinden önce yazılan Ebu Nasr es-Serrac(ö.378/988)’ın el-Lüma’ına oldukça benzemektedir. Yine aynı dönemde yazılan Kuşeyri (ö.465/1072)’nin er-Risale’si de bu eserden etkilenmiş gözükmektedir.[5]
Hucviri, Keşfu’l-mahcub’ta, tasavvufi konuları anlatmakla birlikte gerekli açıklamalar da yapmıştır. Konuları özgün ve farklı yorumlarla ifade etmiştir.
- Keşfu’l-Mahcub’un Tasavvufi Eserler Arasındaki Yeri
Keşfu’l-Mahcub, tasavvuf klasikleri arasında akla gelen eserlerden birisidir. Keşfu’l-mahcub’ta tasavvuf alanında yazılan kitap ve bunların müelliflerine işaret edilmiştir. Bu eserlerden zamanımıza kadar gelen ve Hucviri’ye kaynak olan başlıca eserler şunlardır:
- Luma: Müellifi Ebu Nasr Abdullah bin Ali es-Serrac(ö.378/988)’dır.
- Tabakatü’s-Sufiyye: Müellifi Sülemi(ö.412/1021)’dir.
- Risale: Müellifi Kuşeyri(ö.465/1072)’dir.[6]
Keşfu’l-Mahcub, tasavvuf klasikleri arasında önemli bir yere sahiptir.Geçmişte olduğu gibi günümüzde de birçok çalışmaya kaynaklık etmeye devam edecektir.
- Keşfu’l-Mahcub’un Tesirleri
Hucviri’den sonra tasavvufa dair yazılan ve Keşfu’l-Mahcub’dan etkilenen üç eser şunlardır:
- Esraru’t-Tevhid: Müellifi Muhammed bin Münevver bin Ebi Said’dir.
- Tezkiratü’l-Evliya: Feridüddin Atar(ö.618/1229)’ın meşhur eseridir.
- Nefehatü’l-Üns: Molla Cami(ö.898/1492)’nin meşhur eseridir.
Özetle, son dönemde doğulu ve batılı pek çok ilim adamı tasavvufla ilgili çalışma ve araştırmalarında Keşfu’l-Mahcub’u kaynak olarak kullanmaktadırlar. Ülkemizde de son yıllarda artmakta olan akademik araştırmaların bir çoğunun bibliyografyasında yer almaktadır. Hucviri’nin sadece mutasavvıfların sözlerini ve menkıbelerini nakil ve rivayet ettiği şeyleri tahlil ve münakaşa ederek bir neticeye varması, tasavvufun adab ve erkânını nakletmesi, sufilerin biyografilerini de ekleyerek kendine has bir usulle ele alması, başka eserlerde görülmeyen on iki tasavvufi fırkaya yer vermesi Keşfu’l-Mahcub’un başlıca özelliklerini teşkil etmektedir.[7]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder