18 Haziran 2017 Pazar

MESNEVİ DE HIRS // MEVLANA

MESNEVİ DE HIRS
Hırs, insanın aklını, gözünü ve kulağını bağlar. Hakikatlere akıl erdiremez, gerçekleri görüp konuşamazsın. Hırs yüzünden maddi ve mânevî terazin doğru tartmaz. Gönül aynan hırs yüzünden münafıklık yapar. Her şeyi istediği gibi görür ve gösterir. Başkalarının yanlışlığını ise en incesine kadar görüp sahibinin yüzüne vurur. Ama kendi eksik ve ayıbını görmez. Görüp de söyleyenlere de kızar. Sâlik için de en büyük ve tehlikeli hastalıktan biri bu hırs illetidir. Balık misali suyun içinde tehlikelerden emin bir durumda iken, hırs senin aklını alır. Hırs gözünü bağladığından işin sonunu ve tehlikeyi göremeyip nefsin oltasına takılmışsındır. Hırs, senin Cehennem tuzağına düşüp ateşe girmene sebep olacak tane misalidir.[1]

“Hırs, insanı kör, ahmak eder, bilgisiz bir hâle sokar, ölümü kolaylaştırır.”[2]

Hz. Mevlânâ, İbrâhim (as)’ın kesmiş olduğu dört hayvandan biri olan kazı hırsa teşbih eder. İnsan hırs yüzünden, kazın yaptığı gibi durmadan bir yerleri karıştırır. Yağmacı gibidir, bulduğunu yer. Onun için iyi kötü, tatlı, acı, helal ve haram önemli değildir. Fakirlikten, bir başkasının gelip bulduklarına ortak olmasından endişelidir. Böyle olunca onun Allah’a güveni de yoktur. O’nun kendisini aç bırakmayacağını düşünmez.[3]

Hz. Mevlânâ, aslında hırsın hiç de küçümsenecek bir şey olmadığını anlatmak ve mukayese yapabilmemizi sağlamak için onu ejderhaya benzetir.

“Utanıyordu, ama hırsı da onu o yana çekiyordu. Hırs ejderhadır küçük bir şey değil.[4]

Hırs kişiyi azdıran ve yanlışlığa götüren bir düşmandır. İnsan hırsı yüzünden ifrat ve tefrite düşüp doğru tartıyı bırakır. Hırs, her şeye sahip olmak isteyen bir bey gibidir. Hz. Mevlânâ, bizi dikkatli olmaya çağırır ki, her şeyi isteyen bu hırsın, senin her şeyden olmana sebep olur.[5]

“Kendine gel de hırsından teraziyi bırakma. Hırs ve tamah seni azdıran bir düşmandır

Hırs, hepsini ister fakat bütün lezzetlerden mahrum olur. A turp oğlu turp, hırsa tapma.”[6]

Tehlikeli bir sıfat olan hırs yüzünden sâlik mürşidine karşı da hata yapabilir. Ondan feyz almadığını zannedip başka mürşide gider. Hâlbuki hırsı onun gözünü bağlamıştır. Kendisinin ve mürşidinin hakikatine vâkıf olamamıştır. Ya da mürşidinden feyz aldığı halde dünyaya meylinden dolayı, onun kapısında olması gerekirken süfli ve zengin dostlarının kapılarında hırsla dolaşmaya devam eder. Şeytan hırs sıfatını kullanarak kendisi gibi senin de Hakk’a vusulden mahrum olmanı ister.[7]

“Sonra da yine hırs yüzünden bu kapıyı bıraktın, hırs yüzünden her dükkânın etrafında dönüp dolaşmadasın.[8]

Şeytan, nasıl kendisini taşlanmış bir hâle getirmişse hırs da tıpkı onun gibi seni kör etmiş, her şeyden mahrum bırakmıştır.”[9]

İnsan düşündüğü zaman, ölümün her an gelebileceğini bilir. Bu dünyada yiyeceğinin, içeceğinin ve de giyeceğinin küçük bir yekûn teşkil ettiğini de görür. Ama hırs onu o hale getirir ki bütün güç ve kuvveti ile dünyaya sarılır, ömrünü bir hiç uğruna heba eder. İnsan kendisini hırsa yönlendiren her sesin, nefse ait olduğunu ve o sese kulak verip gittiğinde, kendisini parçalamak için bekleyen bir kurdun olduğunu unutmamalıdır.[10]

“Kısmeti bir saman çöpü bile değilken hırsı dağ kadar… Allah’ a yüzü yok. Âlem yanında kadir kıymet kazanmış.[11]

Sana hırs veren her sesi de adamları parçalayan bir kurt sesi bil.”[12]

Herkesin kendisinde galip olan sıfat üzere dirileceği günde hırsı yüzünden yediğine dikkat etmeyen haram sahipleri de domuz şeklinde haşr olunacaklardır. Her kötü sıfatın bir kokusu vardır. Hırs sahibinin ağzı da soğan kokar.[13]

“Hırsla dolu aşağılık ve haram yiyici kişi, o sayı günü domuz şeklinde.”[14]

Bu hırsı, âhireti kazanmada gösterirsen o zaman senin için kötü olmaktan çıkar. Bu takdirde gönül aynan, güzel şeyleri gösterir, hakikatleri duyarsın, geçici nimetler senin için değersiz bir meta’ haline gelir. Hırs ateşini üzerinden atabilirsen bu sıfat güle döner. Bu sıfatın seni götüreceği cehennem ateşi gül bahçesine dönüşür.[15]

“Gözün, aklın ve kulağın saf olmasını istiyorsan o tamah perdelerini yırt.[16]

Hırs ateşini attınız; o ateş diken gibiydi, gül bahçesine döndü…”[17]

Hırsın bir insanda bulunması çok çirkin ve tehlikelidir. Hz. Mevlânâ bu sıfatı Allah’ın değil bir Müslüman’a, kâfire dahi vermemesini istiyor. Hz. İbrâhim (as)’ın kazı kesmesi gibi bu sıfatın da başının kesilmesi ve âhirete müteallik işlere yönlendirilmesi gerekir. Bunu yapabilmekte büyük bir iştir ki her babayiğidin harcı değildir.[18]

“İhtiyarlıkta Allah’ım kâfire bile hırs vermesin. Bu hırsı Allah kime verdiyse ne kötüdür o kul![19]

Hışmı, şehveti, hırsı terk etmek, erliktir. Bu, peygamberlik damarıdır.[20]

Bu, iki kat hırsı anlatmaydı ya… Halil’den öğren o hırs kazını kesmek gerek.[21]

Hz. Mevlânâ hırsın insanda bulunup geçici şeyler ve kötü işler peşinde kullanılmasın kötülüğü ile bu sıfatın âhireti kazanmak uğrunda din, amel ve hayır işlerinde kullanılmasının güzelliğini bizlere rengi siyah olan kömürün yandığı zaman renginin kızıllaşması ile açıklar. Ateş sönünce siyahlık tekrar ortaya çıkar ama âhiret işlerinde hırs geçse bile güzelliği yine devam eder.[22]

“Hırsı din işinde ve hayırda ara; din işinde ve hayırda haris ol. Bu işler, zaten güzeldir… hırsın geçse bile güzel görünür

Hayırlar, esasen güzel ve lâtiftir, başka bir şeyin aksi ile güzel görünmüş değildir. Bu işlerde hırsın parlaklığı geçse bile hayrın letâfeti, hayrın parlaklığı kalır.

Halbuki dünyâ işinde hırsın parlaklığı gitti mi ateşin harareti ve parlaklığı gitmiş, kömür kalmış demektir… tıpkı buna benzer.”[23]

Hz. Mevlânâ, İbrâhim (as)’ın kazı kesmesinde kazın hırsı temsil ettiğini anlatırken, devamında müslümanda bu hırsın nasıl olması gerektiğini, daha doğrusu müslümanın nasıl olması gerektiğini de bize hatırlatır.[24]



[1] Tâhiru’l-Mevlevî, VI, 199; Konuk, V, 34; X, 233; Mesnevî, II, 570-579; III, 66, 1695, 2629; VI, 4657.
[2] Mesnevî, V, 2823.
[3] Konuk, IX, 33,34; Mesnevî, V, 46-52.
[4] Mesnevî, V, 120.
[5] Konuk, IX, 463.
[6] Mesnevî, V, 1401-1402.
[7] Konuk, V. 92; IX, 482.
[8] Mesnevî, III, 295.
[9] Mesnevî, V, 1468.
[10] Tâhiru’l-Mevlevî, VI, 162; Konuk, III, 144.
[11] Mesnevî, II, 465.
[12] Mesnevî, II, 1959.
[13] Tâhiru’l-Mevlevî, VII, 459; Konuk, III, 399.
[14] Mesnevî, II, 1413.
[15] Konuk, III, 167.
[16] Mesnevî, II, 569.
[17] Mesnevî, II, 2562.
[18] Konuk, IX, 145; XI, 410.
[19] Mesnevî, VI, 1228.
[20] Mesnevî, V, 4026.
[21] Mesnevî, V, 393.
[22] Tâhiru’l-Mevlevî, XII, 288; Konuk, VII, 330, 331; Mesnevî, IV, 1122.
[23] Mesnevî, IV, 1130-1132.
[24] Konuk, IX, 34-36; Mesnevî, V, 53-59.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İMAN - İTAAT

İMAN- İTAAT Bizler bazı şeyleri ya yanlış anlıyoruz yada işimize öyle geliyor o şekilde kullanıyor, davranıyor , savunuyoruz. Alla...